CategoriesBlog

Obezite Cerrahisi ile Tip 2 Şeker Hastalığı Cerrahisi Arasında Fark Var mıdır?

Obezite cerrahisinde İki mekanizmadan yararlanılır. Bunlardan birincisi hacim kısıtlayıcı mekanizma ikincisi ise hem kısıtlayıcı hem de ince barsaklardan emilimi bozucu mekanizmadır. Hacim kısıtlayıcı yöntemlerden ayarlanabilir mide bandı(kelepçe) günümüzde yarattığı komplikasyonlar nedeniyle çok nadir uygulanmaktadır.

Bugün hacim kısıtlayıcı ameliyat olarak en sık tüp mide ya da mide küçültme ameliyatı olarak Türkçe’ye çevirdiğimiz Sleeve Gastrectomy ameliyatını uygulamaktayız. Bu ameliyatın avantajı sindirim sisteminde yer değişikliği olmadığı için vitamin ve eser element ihtiyacı uzun vadede olmadığı için, daha fizyolojik sonuçlar elde edilmesidir. Emilim bozucu ameliyat olarak günümüzde en sık gastrik bypass dediğimiz ameliyat uygulanmaktadır. Bu ameliyatta aynı zamanda hem hacim kısıtlanır hem de emilim bozulur. Sonuç olarak etkili bir kilo kaybı sağlanırken uzun vadede vitamin ve eser element takviyesi gereklidir. Obezitenin tedavisi amacıyla ameliyat uyguladığımız bu hastalarda yandaş olarak şeker hastalığı varsa, %40-60 oranlarında düzelme sağlanabilmektedir.

Obezitenin ön planda olmadığı tip 2 şeker hastalığı tedavisinde kullandığımız metabolik cerrahi yöntemlerde ise ince barsak hormonlarının iyileştirici etkisinden yararlanılır. Günümüzde insülin direnci ve tip 2 şeker hastalığının ilkel çağlardan daha fazla görülmesi, sanayileşmeye paralel olarak rafine gıdalarla beslenmeye bağlıdır. Rafine gıdaların sindirimi ince barsağın mideye yakın olan 70-80 cm’lik jejunum bölümünde tamamlanmaktadır. İnkretinler dediğimiz insülin salınımını organize eden ince barsak hormonları ise kalın barsağa daha yakın olan ince barsak bölümünden yani ileumdan salgılanır. İleum bölümüne ulaşan sindirilip emilmiş gıdanın posası inkretinlerin salınmasını sağlayamamaktadır. Sonuç olarak insülin salınımını düzenleyen ileum hormonları ki bunlar GLP-1, peptid YY, oksintomodulin gibi hormonlar yeterince salınmamakta ve sonuç olarak insülin direnci ile devamında tip 2 şeker hastalığı ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla tip iki şeker hastalığının tedavisinde kullandığımız metabolik cerrahi yöntemlerde kalın barsağa daha yakın olan ince barsak kısmının mideye bağlanması, ve sonuç olarak insülin direncini kıracak olan ince barsak hormonlarının etkin bir miktarda salgılanması hedeflenmektedir. Bu amaçla transit bipartisyon ve ileal inter pozisyon ameliyatları yapılmaktadır. Tip 2 şeker hastalığı için metabolik cerrahi uygulanan hastalarda da düzelme oranları obezite cerrahisine göre çok daha yüksektir(%85-95).

Burada metabolik cerrahiden fayda görecek olan hasta seçimi çok önemlidir. Ameliyattan önce yaptığımız bir takım testlerle şeker hastası olan adayların metabolik cerrahiden fayda görüp görmeyeceğine karar verilir. Şeker hastalığının zarar verdiği hedef organlarımız başta göz, böbrek, kalp ve sinir sistemidir. Ameliyattan önce yapacağımız testlerle bu organlardaki hasarların geriye dönüp dönmeyeceği konusunda hastalarımıza bilgi verilir. O nedenle tip 2 şeker hastalığı olan bireylerin şeker hastalığı ile uzun yıllar yaşamamaları, bir an önce ameliyat olarak bu hastalıktan kurtulmaları gerekir.

CategoriesBlog

Morbid Obezite ve Cerrahi Tedavisi

Halk arasında bilinen adıyla tüp mide yani sleeve gastrektomi ameliyatı mide hacminin küçültülmesini amaçlar. O nedenle diğer bir adıda mide küçültmedir. Ancak bilinen ve en çok bu şekilde olduğu zannedilen mekanizma tek başına kilo kaybını ve düzelen tip 2 şeker hastaığını açıklayamaz.

Başka mekanizmalarda olması gerekir. Yapılan çalışmaların sonucunda iştah azalması yani az yemenin midenin giriş yani fundus kısmından salgılanan ghrelin hormonu ile desteklendiği ortaya çıkmıştır. Aslında mide boşken ghrelin salgısı artar ve buda iştahı artırır, böylece kişi acıktığını hisseder. Bu sırada tokluk hissi veren yani iştahı durduran GLP-1(glucagon like peptide 1), CCK(cholecystokinin), PYY(peptide YY) gibi hormonların salgısı azalır. Yemek yenip mide dolunca ghrelin salgısı azalır, GLP-1, CCK, PPY gibi hormonların salgısı artar, iştah azalır ve kişide doygunluk hissi oluşur. Aslında tüp mide ameliyatı ile midede hızla dolma ve gerilme ile dolu mide hormonal durumu sağlanır ve kişinin yeme isteği azalır.

Ameliyattan sonra nasıl besleneceğim? Her şeyi yiyip içebilecek miyim?

Tüp mide ameliyatı olmaya karar veren adaylar sıklıkla ameliyattan sonra bir daha eskiden yedikleri ve çok sevdikleri yemekleri yiyip yiyemeyeceklerini soruyorlar.

Tüp mide ameliyatı yaptığımız hastalar ameliyattan sonra özel bir diyet ile beslenirler. Bu diyet ilk üç hafta sıvı gıdalar, dördüncü hafta püre gıdalar ve beşinci haftadan itibaren normal gıdalardan oluşur. Beslenmede 2 ana kural vardır. Birincisi tüm gazlı içeceklerden sakınmak, ikincisi katı sıvı ayrımı yapmak yani yemeklerden 30 dk önce sıvı alımını bırakıp yemekten 30 dk sonra sıvı alımına başlamaktır. Diğer bir önemli nokta yeterli sıvı alımıdır. Günlük su ihtiyacı kilo başına 30-35 ml üzerinden hesaplanmalıdır. Örneğin 100 kg bir hasta en az 3 lt günlük sıvı tüketmelidir. Yetersiz sıvı alımı durumunu ağız kuruluğu ve az miktarda koyu renk idrar çıkarma ile anlayabiliriz. Ayrıca az su içtiğimiz zaman nedensiz bir halsizlik ortaya çıkar. O durumda yeterli suyu ağızdan alamıyorsanız mutlaka bir hastanede serum taktırmanız gerekir. Sıvı açığı düzelince halsizlikte düzelir. Bunun yanında su içmenin kendiside kalori harcatır, bir bardak su böbreklerden atılırken yaklaşık 30 kalori harcanır.

Ameliyattan sonra başımıza neler gelebilir?

Ameliyattan sonra ilk 24 saatte en korkulan şey baldır damarlarından akciğere pıhtı atmasıdır. Buna pulmoner emboli diyoruz. Bu durumun oluşmaması için ameliyattan önce varis çorabı giydirip kan sulandırıcı insüline benzer küçük bir iğne yapıyoruz. İkinci ve yedinci günler arasında en sık görülen bir diğer komplikasyon ise kaçaktır. Kaçak küçülmüş olan midenin yeni oluşturulan dış kenarından mide suyunun karın içine sızmasıdır. Mide sıvısı çok asitli olduğundan yakıcı etkisi vardır. Midenin kendi iç duvarını eritmemesi için mucizevi bir salgı mideyi korumaktadır. Ancak karın içinde bu asit yakıcı etki yapar. Bunun yanısıra bu ortamın üzerine eklenen bakterilerle ortaya çıkan enfeksiyon hastanın durumunu kötüleştirir. Kaçak ile neyseki çok karşılaşmıyoruz. Çeşitli serilerde % 0-1 oran verilmektedir.

Kaçak olduğunu nasıl anlarım?

Kaçak olduğu zaman enfeksiyona bağlı ateş yükselmesi ve sırta vuran karın ağrısı ortaya çıkar, enfeksiyon ve ateşe paralel kalp atım hızı dakikada 100’ün üzerine çıkar. Bu durum 3 yada 4. gün taburcu olduktan sonra 1 ay içinde evdede başınıza gelebilir. Böyle bir durumda mutlaka kendi cerrahınızla bağlantı kurmanız şarttır. Zaten hastalar yakından takip edilirse bu durumu atlamak mümkün değildir. Bu nedenle biz özellikle 7. gün kontrolüne büyük önem veriyoruz ve ilk kontrol günü olan 1. aya kadarki 3 hafta boyunca Whatsapp ile hastalarımızı yakından takip ediyoruz.

Kaçak nasıl tedavi edilir?

Kaçaktan değil kaçağı atlayıp tanı koyamamak, hastayı kaderi ile baş başa bırakmak tehlikelidir. O nedenle tanı konulması tedavinin %50’sini oluşturur. Tanı koymak için radyoopak sıvı içirilerek hastalarımıza karın tomografisi çektiriyoruz. Tanıyı koyduktan sonra ağızdan beslenmeyi kesip iltihap biriken yere tomografi veya ultrason eşliğinde bir boru yani dren yerleştiriyoruz. Eş zamanlı geniş spektrumlu antibiyotik başlayıp damardan besliyoruz. Bu arada kapanmayı kolaylaştırmak için mide çıkışındaki basıncı düşürmek amaçlı pilor kaslarına botoks enjeksiyonu yapılabilir. Bu şekilde 30 günde kapanmaz ise yemek borusundan 12 parmak bağırsağına uzanan midenin gıdayla temasını kesen plastik kaplı metalik stentler yerleştiriyoruz.

Gerekirse yoğun bakım ünitesine alıyoruz. Burada amacımız enfeksiyonun ilerleyip akciğer böbrek karaciğer kalp gibi organların iflas etmesini engellemektir. Bu şekilde etkin bir tedavi ile 6-8 haftada kaçak kapanır ve stent endoskopik yöntemle çekilir. Endoskopik olarak içeriden dikiş koyma veya klip koyma gibi yöntemler denenebilir. Fistülün oluştuğu yeri cerrahi olarak onarmak başarılı sonuç vermez. O nedenle cerrahi tedavide amaç mide içi basıncı düşürmek olup revizyon cerrahisi ile gastrik by-pass’a çevrilebilir, yinede kapanmaz ise midenin tümü cerrahi olarak çıkartılıp yerine ince barsaktan mide yapılabilir. Yinede temel cerrahi prensiplere uygun olarak kontrollü fistül haline getirebilirsek çok komplike işlemlere gerek kalmadan zaman içinde kaçak debisi düşüp kapanabilir.

Sleeve gastrektomi ameliyatı şeker hastalığıma iyi gelir mi?

Kilo kaybının yararlı etkileri dışında fundusun çıkarılması ile ghrelin hormonunun düşmesi ve glp-1 hormonunun yükselmesiyle tip 2 şeker hastalığının %50 civarında tamamen düzeldiğini, kalan hastalarda ise ilaç ihtiyacının azaldığını söyleyebiliriz. Ancak hastalıklı obezite ile birlikte tip 2 şeker hastalığı durumunda gastrik bypass ve diğer metabolik cerrahi tedavi teknikleri ile tip 2 şeker hastalığı tedavisinde %85’in üzerinde başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

CategoriesBlog

Gastrik Bypass Nasıl Çalışır?

Gastrik bypass ameliyatlarında midenin büyük bir bölümü bypass edilerek küçük hacimli bir mide bölümü hazırlanır ve ikiye bölünmüş ince bağırsakların alt kısmına bağlanır. Bu ameliyatta hem mide hacminin küçültülmesi ve bağırsakların bir bölümünün devre dışı bırakılmasıyla kısıtlayıcı bir cerrahi yapılır, hem de tüketilen yiyeceklerin bir kısmının emilmeden atılması hedeflenir ve malabsorbsiyon gelişir.

Böylece hastalar hem daha az gıdayla doyar, hem de aldıkları gıdanın sadece belli bir kısmı emilir. Ama özellikle diyabette bozulan inkretin hormonlar olmak üzere gastrointestinal sistem hormonlarında ve bunların metabolik etkilerinde belirgin düzelme olur. Roux en Y Gastrik Bypass (RYGB)’da ghrelinin rolü net olmamakla beraber son yıllardaki çalışmalarla obestatinin rolü üzerinde durulmaya başlanmıştır. Obestatin RYGB sonrası glukoz homeostazını iyileştirmek için potansiyel bir aracı olabilir. Obestatin sekresyonunun artışı, RYGB’nin obezite ve tip 2 diabetes mellitus’u iyileştiren önemli bir mekanizma olabilir.

CategoriesBlog

Karın Ağrısı Deyip Geçmeyin

Bu şikayet barsak damar tıkanıklığı hastalığının habercisi olabilir.

Karnınız sürekli ağrıyor mu?

Stresten olduğunu mu düşünüyorsunuz? Gaz sancınız mı var? Bu şikayetler çok daha ölümcül bir hastalığın habercisi olabilir: barsak damar tıkanıklığı! Hastalığı daha iyi anlatması açısından kalp krizine benzeterek barsak krizi diyebiliriz. Konu ile ilgili ayrıntıları Doç. Dr. Burak Kavlakoğlu anlattı.

Genellikle 60 yaş ve üzeri olan yaşlı insanlarda, çok şiddetli karın ağrılarının kalp ritim bozukluğuna bağlı olarak gelişen barsak damar tıkanıklığı sonucu oluşabileceğini söyleyen Doç. Dr. Burak Kavlakoğlu, erken tanının önemli olduğunu söylüyor. Karın ağrısı denip geçilmemesi gerektiğini belirten Kavlakoğlu, bu ağrıların kalp rahatsızlıklarına eşlik eden, ince bağırsak ve kalın bağırsağı besleyen atardamarın ani olarak tıkanmasıyla ortaya çıkan sinsi bir hastalık olduğuna da dikkat çekiyor.

Erken Tanı Önemli

Hastalığı teşhis etmek için öncelikle bu hastalıktan şüphelenmek gerektiği söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Burak Kavlakoğlu ,“Şiddetli karın ağrısı ile hastanelere başvuran, özellikle 50 yaşın üzerindeki hastalarda mutlaka EKG çekilerek kalbinde bir ritim bozukluğunun olup olmadığına bakılması gerekiyor. Bu sonuçlar neticesinde hastada ritim bozukluğu mevcutsa kesin teşhisi koymak için anjiyografi gibi ileri tetkiklere başvurulması önem arz eder. Ayrıca bu durum teşhis edilir edilmez acil olarak tedaviye başlanmalıdır. İleri merkezlerde, erken teşhis konulabilirse cerrahi ve cerrahiye yardımcı yöntemlerle hastaların yaşama şansını artırmak mümkün iken eğer bir gecikme söz konusu olursa maalesef hastalarımızın %70-85’ini kaybediyoruz” dedi.

Operasyon önceliği hayat kurtarmak

Operasyonun öncelikle hayatını kurtarmaya yönelik olduğuna dikkat çeken Kavlakoğlu, bağırsakları besleyen damarın tıkandığı süreç çok önemli, tıkanmanın üzerinden kaç saat geçmişse ona göre ameliyatta ne yapılacağı belirleniyor. Eğer bu tıkanma 12 saatten daha uzun bir süre önce meydana gelmiş ise, bağırsakların beslenmesinde tekrar düzelme olamayacağı için bağırsağın büyük bir kısmını almak gerektiğini belirtti.

Meslektaşlarımızın şüphelenmesi gerekiyor

İlk etapta hastayı yaşatmayı hedeflediklerinin altını çizen Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Burak Kavlakoğlu, “ Hastamızı hayata döndürdükten sonra sıvı dengesinin sağlanması gerekiyor. Bu hastalıktan tamamen kurtulan hastalarımız da var ama ölüm riski çok yüksek olan bir hastalık grubu. Hastalık bir sürecin devamı şeklinde ilerlediğinden, ameliyattan sonra geriye kalan barsakların damarlarının tıkanmaya devam etmesini engellemek gerekiyor. Erken tanı hayat kurtarır klişesi burada da geçerli. Ayrıca meslektaşlarımızın bu hastalıktan şüphelenmeleri çok önemli. Acil serviste karın ağrısıyla gelen yaşlı bir hastaya gaz sancısı tanısı koyarak göndermemek gerekiyor” açıklamasında bulundu.

Teşhiste gecikmeler, yapılacak tedavinin şeklini de değiştiriyor. Tanısı geciken hastada delinen barsaklar sonucu oluşan karın boşluğu enfeksiyonları, ameliyat sonunda geriye kalan canlı barsağın karın cildine açılmasına neden olmaktadır. Dışkısını torbaya yapmanın hayat kalitesinde bozulmalara neden olduğunu söyleyen Kavlakoğlu, hasta ölümle yaşamak arasında ki bir çizgide olduğu için en iyi şekilde kurtarılmaya çalışılıyor. Hastanın yaşaması bile bir mucize, bu yüzden hastaların torbayla da olsa hayatta kalmalarının hem hastaları ve hem de hasta yakınlarını çok mutlu ettiğini ifade etti.

Bu hastaların bazılarının geçmişleri incelendiğinde, zaman zaman karınlarının ağrıdığı, ancak bir süre sonra geçtiği görülebilir. Bu konunun özellikle derine inilerek araştırılmasını, kalp ile ilgili özel bir ritm bozukluğu hastası olup olmadıklarının özellikle soruşturulması gerektiğini vurgulayan Kavlakoğlu, yemek yedikten sonra tok karnına bir karın ağrısı çeken ve bu yüzden yemekten bile kaçınan yaşlı hastaların zaman kaybetmeden bir genel cerrahi uzmanına başvurması gerektiğini belirtiyor.”

CategoriesBlog

Tip 2 Diyabetin Oluşumu

Tip 2 diyabetin oluşumunda, bilinen 2 temel patoloji olan insülin direncinde artma ve insülin sekresyonunda bozulmanın yanısıra son dönemde inkretin hormon sekresyonunda azalmanın da önemli rolü olduğu anlaşılmıştır. İnkretin kelimesi “Intestinal Secretion of Insulin” kelimelerinden türetilmiştir.

Temel olarak GLP-1 ve GIP inkretin hormonlar olarak bilinirler ve postprandiyal insülin sekresyonunun %70’inden sorumludurlar. GLP-1 besin alımı sonrası ileumdan L hücrelerinden salgılanır. Pankreas β-hücrelerinde glukoz bağımlı insülin sekresyonunu artırır. Böylece β-hücre cevabı artar ve β-hücre iş yükü azalır. Pankreas a-hücrelerinden glukagon salınımını azaltır ve postprandial glukoz sekresyonu azalır. Ayrıca hepatik glukoz output’unu azaltır. Bunlar kan şekerinin düzelmesine yardım eder. Bunların dışında beyindeki etkisiyle tokluk hissini artırır ve açlık hissini azaltır. Midedeki etkileri ile gastrik boşalmanın regüle olmasına yardım eder.

CategoriesBlog

Açlık Hormonu Nedir?

Yemek yemeyi indükleyen açlık hormonu nedir?

Ghrelin hem merkezi (beyin), hem de periferik olarak (mide) salınır. Gastrointestinal motiliteyi arttırır. İnsülin sekresyonunu azaltır. Enerji alımı plazma ghrelin düzeyinin birincil düzenleyicisidir. Dolaşımdaki ghrelin seviyeleri; açlıkta yükselirken toklukta düşmektedir. Bu mekanizmanın, zayıflıkta enerji alımını teşvik etmek, aşırı kiloluda da bastırmak için koruyucu bir yanıt olduğu düşünülür.

Ancak, obezitede, ghrelin, gıda alımı ile baskılanmaz. Bu nedenle, bu mekanizma obezitenin etiyolojisinde önemli bir faktördür. Aslında kronik aşırı beslenmeden kaynaklanan obezitenin bir sonucu da olabilir. Mide fundus oksintik bezlerinde bulunan mide endokrin hücreleri tarafından salgılanır. Güçlü bir iştah uyarıcı –oreksijenik- peptiddir. Plazma konsantrasyonu sadece yemek başlangıcından önce yükselir ve yemek alımı sonrasında düşer.

Karmaşık enerji dengesi ve nörofizyolojik mekanizmalar arasında anahtar rolü oynar. Obezite cerrahisi sonrası gözlenen iştahtaki azalma yönündeki değişikliklerden sorumludur.

CategoriesBlog

Metabolik Sendromun Tedavisi

Metabolik sendromun klasik tedavisi diyet egzersiz ve yaşam tarzı değişikliğidir. Bunların yeterli olmadığı koşullarda birtakım ilaçlar ve insülin tedavisi devreye girer. Ancak diyet egzersiz ve yaşam tarzı değişikliği ile birlikte ilaç kullanımı tip 2 şeker hastalarının ancak %15-20‘lik bir bölümünde tedavi hedeflerine ulaşır. Yapılan diyetlerle kilo kontrolü sağlayabilen hastaların oranı sadece %2 civarındadır. Yani hastaların %98’i ya hiç kilo veremez ya da verdiği kiloyu fazlasıyla geri aldı. Sonuç olarak obezitenin ve tip iki şeker hastalığının tedavisinde diyet egzersiz yaşam tarzı değişikliği ile istenen sonuçlar elde edilememektedir.

Obezitenin tedavisinde günümüze kadar pek çok ilaçlar denenmiştir. Ancak gerçekten etkili bir obezite ilacı henüz bulunmuş değildir.

Metabolik sendromun ameliyatla tedavi edilmesi ise günümüzde son derece yüksek başarıyla sonuçlanmaktadır. Metabolik sendrom deyince hastalarda mutlaka insülin direnci ve tip 2 diyabet gelişimi, hipertansiyon, vücut kitle indeksi yüksekliği, trigliserit yüksekliği, HDL-iyi kolesterol düşüklüğü, bel çevresinin fazlalığı birlikte bulunmaktadır. Ameliyatta metabolik sendrom tedavisinde tüm mekanizmaları düzeltemeyiz. Hastalık seyrinde çok önemli etkileri olan psikolojik durumu ve bebeklerdeki şeker ameliyatla değiştiremeyiz. Ancak geri kalan 6 mekanizmayı cerrahi ile değiştirebiliriz.

CategoriesBlog

Obezite Cerrahisi Kimlere Yapılır, Kimlere Yapılmaz?

Kimlere obezite cerrahisi yapılır?

Obezite cerrahisi yapacağımız hastalarda Bir takım kriterlere dikkat etmemiz gerekir. Bu kriterler Arasında en önemlisi vücut kitle indeksidir(VKİ). VKİ vücut ağırlığımızın(kg) boyumuzun metre cinsinden karesine bölünmesi ile oluşan bir değerdir. Bu değer 30’un üzerinde ise obeziteden bahsedilir.

Obezite vücut kitle endeksi 30-35, 35-40 ve 40’ın üzeri olmak üzere 3 ana grupta ele alınır. VKİ >40 ise morbid obezite Yani hastalıklı obezite söz konusu olup doğrudan ameliyat ile tedavi edilmesi şarttır. VKİ 35-40 arasında İse yandaş hastalık olup olmaması önem arz eder. Bu yandaş hastalıklar tip 2 şeker hastalığı, hiper tansiyon, kolesterol yüksekliği, trigliserid yüksekliği, HDL-iyi kolesterol düşüklüğü, uyku apne sendromu, yağlı karaciğer hastalığı (NASH), astım, reflü hastalığı, venöz staz hastalığı, idrar tutamama, ağırlığa sekondet eklem deformiteleridir.

Kimlere obezite cerrahisi yapılmaz?

Yaş kriteri bugün kesin engel olmayıp Kişiye göre değerlendirme sonucunda karar verilir. Bir takım hormon bozukluklarında obezite cerrahisi yapılmaz bunlar Cushing hastalığı hipotiroidi, insülinoma gibi hastalıklardır.

Bir takım psikiyatrik hastalıklarda da obezite cerrahisi yapılmaz. Bunlar blumia-yeme kusma hastalığı, depresyon, şizofrenidir.

Alkol ve madde bağımlılığı varsa, ciddi pıhtılaşma bozukluğu varsa, anesteziye engel kalp hastalığı varsa, hayat boyu vitamin ve diyete uyum sağlayamayacaksa, kanser hastalığı varlığında, gebelik sırasında veya bir yıl içerisinde gebelik düşünenlerde, portal hipertansiyon, şiddetli reflü hastalığı, Crohn hastalığı(bypass cerrahisinde barsak anastomoz kaçağı riski) durumlarında obezite cerrahisi yapılmaz.

CategoriesBlog

Ayarlanabilir Gastrik Band Nedir?

CategoriesBlog

Mide Balonu Nedir?

Mide balonu kilo fazlası ameliyat için uygun olmayan hastalarda obezite cerrahisine bir alternatiftir.

Bazı durumlarda ise süper obez hastaların ameliyata kadar kilo vererek ameliyata hazırlanma sürecinde kullanılırlar.

Çoğu hasta ilk baştaki kilolarına bağlı olarak total vücut ağırlığının %15-35’ini verebilir.

Mide balonu nasıl takılır?

Cerrahi bir yöntem değildir. İşlem anestezi altında hasta tamamen uyuduktan sonra endoskopi eşliğinde gerçekleştirilir. Öncelikle midenin iç yüzü balon takılmasına engel bir durum olup olmadığını anlamak amacıyla incelenir. Balon takılmasına engel bir durum olmadığı görüldükten sonra endoskop yardımıyla balon yerleştirilir ve balonun özelliğine göre belli ölçüde hava veya mavi boyalı sıvıyla şişirilir. Midede kalma süresine ve balon içindeki sıvı miktarının ayarlanabilir olma özelliğine göre aynı amaca hizmet eden çeşitli balon tipleri bulunmaktadır. İşlemi gerçekleştirecek doktorunuz sizi bu konuda detaylı olarak bilgilendirecektir. İşlemden 12 saat önce yemek yemeyi, 6 saat önce de sıvı alımını durdurmalısınız. Balon şişirildikten sonra mide bulantısı olabileceği için buna uymak son derece önemlidir. İşlem yaklaşık 15-20 dakika sürer. İşlemden sonra 1-2 saat gözlem altında kalacaksınız sonra evinize gidebilirsiniz.  Bu işlem anestezi altında yapılacağı için sonrasında o gün araba kullanamazsınız. Mide balonuyla, cerrahi yöntemler kadar olmasa da etkili kilo kaybı sağlanabilir.

Avantajları

  • Cerrahi bir işlem değildir
  • Kolay ve hızlı bir şekilde yerleştirilir
  • Diyet ve egzersizle birleştirilirse uzun dönem etkili kilo kaybı sağlayabilir.
  • Mide balonuyla fazla kiloların en fazla %30’una kadar verilebilir.

Dezavantajları

  • Bazı hastalar balonu tolere edemeyebilir. Bulantı ve kusma atakları, mide krampları ilk günler problem olabilir.
  • Asit reflüye neden olabilir o yüzden hastalar uzun süre mide asit düşürücü ilaç kullanması gerekir.
  • Midede en fazla bir seneye kadar kalabilir. Sonrasında çıkarılması gerekir
  • Balon çıktıktan sonra verilen kiloların geri alınma riski vardır.

Mide balonu nasıl çalışır?

  • Midenizin iç hacminin belli bir bölümünü kaplayarak daha az yiyerek doymanıza yardımcı olur. Balon takılmadan önce maksimum yiyebildiğiniz miktarı balon takıldıktan sonra bir oturuşta yiyemezsiniz.
  • Mide balonunun diğer bir faydası aldığınız gıdaların mideden geçişini yavaşlatarak sizin daha uzun süre tokluk hissetmenize yardımcı olur.

Balon midemde ne kadar kalabilir?

Mide balonu mide içerisinde 6 ay kalacak şekilde dizayn edilmiştir. Bazı balonlar 1 seneye kadar kalabilmektedir. Sonrasında yine anestezi altında balon söndürülerek endoskopi yardımıyla çıkarılır.

Balonla ne kadar kilo verebilirim?

Bu size bağlı olmakla birlikte balonla 15-25 kg arasında verilebilir. Kaybettiğiniz miktar, başlangıç ağırlığınıza ve verilecek diyet ve egzersiz rejimini uygulama ve sürdürme yeteneğinize bağlıdır. Mide balonu çıkarıldıktan sonra tekrar kilo almamak için belli bir diyet ve egzersiz rejimini devam ettirmek mecburidir.

Yapılan çalışmalarda total vücut ağırlığının ortalama %15-35’inin balonla verilebildiğini gösterilmiştir.

Balon takıldıktan sonra ilk günler kendinizi biraz konforsuz hissedebilirsiniz. Bazı hastalar yemekten sonra bulantı hissedebilirler. Bazen kusma da olabilir. Balon takılan ilk hafta bu şikayetler giderek azalır ve ikinci haftadan itibaren bu şikayetler geçer. Birinci hafta açlık hissi duyulmazken ikinci hafta açlık hissi yavaş yavaş geri gelir ancak daha az yemekle doygunluk hissedilir. 3-6 haftalar arasında mideniz balona tamamen adapte olur ve daha fazla gıda tüketebilir hale gelirsiniz. Bu süreçte yeme alışkanlıklarınızı düzeltmeye çalışmalısınız. Yemekler yavaş yenilmeli ve doyma hissi gelir gelmez yemeyi bırakmalısınız. Alışma döneminde yemek sonrası mide bulantısı ve hıçkırık gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bu durum aşırı veya hızlı yediğinizi gösterir. Sonraki haftalarda kilo kaybının devam etmesi için yaşam tarzı değiştirilmeli, egzersiz ve doğru beslenme alışkanlıkları hayatımızın olmazsa olmazı haline getirilmelidir.